Bebek Kokusu.Com; Bebek, Çocuk, Anne, Baba, Sağlık, Hamilelik, Psikoloji, Beslenme, Sağlıklı Yaşam, Çocuk Oyunları ve Daha Bir Çok şey
Anasayfam Yap
Beşinci Mevsim - Üyelerimiz Yazıyor - Sizin Kaleminizden
 

Paylaş Yorumla

Daktilo

Babam getirmişti daktiloyu, ağzı kulaklarında, ışıl ışıl bir sevinçle koymuştu kucağıma. Ben şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım, dünyanın en mühim

İlkokulu bitirdiğim senenin yazıydı, dayım bana daktiloyu hediye ettiğinde. Ona göre okul bitirme hediyesiydi. Bana göreyse, evlerine her gittiğimde kurcalamamdan bıktıkları için zoraki verilmiş bir hediyeydi. Babam getirmişti daktiloyu, ağzı kulaklarında, ışıl ışıl bir sevinçle koymuştu kucağıma. Ben şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım, dünyanın en mühim gerecine sahiptim. Eskiydi, kırık döküktü, bazı tuşları çift basıyordu. Bir şeridi olduğunu ve yazmak için eskiyen şeridi değiştirmem gerektiğini anlamam uzun zamanımı almıştı. Ama olsundu, dünyanın en harika mekanik daktilosuydu! Kardeşlerimle paylaştığım odamdaki, babamın elleriyle yaptığı ahşap çalışma masasının üzerine koydum daktilomu. Uyanınca gözümün önünde olsun istiyordum. O ana kadar sahip olduğum en güzel şeydi. Elbette annemin hediye ettiği Küçük Kemancı kitabımdan sonra.

Okuma merakı bana nasıl bulaştı, okuma yazmayı kendi kendime nasıl öğrendim hiç hatırlamıyorum. Kendimi bildim bileli sevinçli bir şey oldu okumak. Ailemizin solcu çocuklarının yaşımdan büyük kitaplarından, bakkalın zeytini sardığı gazete parçasına, bulabildiğim her şeyi okumaya başladım. Okuma merakının bir de kardeşi vardı; yazma merakı. Usta yazarları okudukça, düşünce üretmenin, duyguyu paylaşmanın ne muhteşem bir şey olduğunu gördükçe, bende de başlamıştı yazma merakı.  Victor Hugo’nun Sefiller romanını okuyup, yazmak eylemine merak sarmayacak insan olabilir miydi? Çok amatör bir yazar olarak hazırdım zaten, daktilomda olunca her şey tamamlanmıştı sanki.

Kelimelerimin üzerine döküleceği ak kâğıtlara ihtiyacım vardı. Şimdi evimde bir dolu halde bulunan A4 kâğıtlardan yoktu o zamanlar evimizde. Üniversite okuyan amcamdan kalma kâğıtlar vardı banyo dolabında. Amcamın tüm kitap, kâğıt, not defterlerini talan edip kendime yazı yazacak kâğıtlar edindim.

O yaz eski köy evimizin yola bakan penceresinden daktilomun tık tık tık sesleri kuşlara eşlik etti. Düşünüp paylaşamadığım ya da paylaşsam etkisini yitireceğini sandığım her şeyi yazdım o yaz… Bazen yoldan geçen tanıdıklar, yanık yüzlerini gizleyen kasketlerini geriye doğru atıp ağızlarındaki altın dişi parlata parlata güler, "Turan senin kız örtmen olacak galiba" derlerdi. Babamsa derin bir iç geçirip "İnşallah" derdi. Çok isterdi öğretmen olsun kızlarından biri.

Çocukluğumda kadınlara yakışan meslekler vardı, öğretmen, ebe, hemşire gibi. Kimse benim kızım mühendis, yönetici ya da yazılım uzmanı olacak demiyordu. Kız çocuklarının hayalleri bile kontrol altına alınmıştı. "Ne olacaksın kızım okuyup" denilince, aynı mahcup ifadeyle aynı ezber cevapları veriyorduk. Zaman geçip kendime uygun suç arkadaşı bulduğumda, birbirimizden aldığımız güçle cevaplarımız değişmeye başladı. Ne olacaksın sorularına, bitmek bilmeyen bir inatla kamyon şöförü, bilim insanı olacağımı, uzaya gitmek istediğimi, hiçbiri olamazsam İstanbul’a gidip fabrikada işçi olacağımı söylerdim. Ben böyle diklendikce herkese, annem çimdiklerdi beni usulünce.  Kanımca tüm kız çocukları bilir, anneleri tarafından usulünce çimdiklenmenin ne demek olduğunu.

Nihayetinde kız kardeşlerimden biri öğretmen olup, diplomasını babamın hastane odasına getirdiğinde sadece babam değil hepimiz ağlamıştık.

Babam okuyamamıştı. Okuma yazmayı köyde açılan kursla öğrenmişti. Benim ilkokul 3. sınıfa gittiğim seneydi. Öğretmenimiz "okuma yazma kursu açılacak, evde anne babalarınıza söyleyin" demişti. Sevinçle eve gelip baba artık okuma öğrenebilirsin demiştim, çok üzülüyordu okuyamıyor olmasına. Annemin de desteğiyle gündüz benim gittiğim okula akşamları o gitmeye başladı. Her zaman çalışmasına alışık olduğumuz kocaman, nasırlı ellerinin arasında kitabı defteri okula gidiyordu. Yazı yazarken acemi parmaklarının arasında kurşun kalemi o kadar çok sıkıyordu ki, parmak uçlarının kanı çekilip bembeyaz oluyordu. Koca adamın heceleye heceleye okuması, zaman zaman kulağıma çalınan bir şarkı gibi hala. Kursu bitirip belgesini aldığında,  gazetesini kendi okumaya başladı. Babam okuyor ben dinleyip yanlışlarını düzeltiyordum. Oysa önceden gazeteyi ben ya da annem okurdu babama. Okuma yazma bilmeyen bir adam evine düzenli olarak gazeteyi niye alır diye düşündüm çoğu kez, nasıl bir duygunun ifadesi olduğunu bilemedim. Ezilmişlik mi, merak mı, dünyadan kopmamak mı? Ancak okuma alışkanlığımda faydası olduğunu itiraf etmeliyim. Şimdi ki deyimle çok süper bir adam değildi belki, çok fazla şey bilmezdi, çok kitap devirmemişti ama çalışkandı, temizdi, değerliydi, annemin fikirlerine değer vermesini bilirdi, eşitliğe inanırdı. Bildikleri kadarınca ince bir insandı. Bir 8 Mart emekçi kadınlar gününde, annem için, dağdan köküyle getirip bahçeye diktiği dağ menekşesini unutmam mümkün değil. Tüm kız çocukları gibi, babam, çocukluğumun kahramanıydı.

Zaman tatlı bir telaşla akıp gitti. Ben yazmaya devam ettim. Kâh 23 Nisan'larda annemin zorla taktığı kocaman kurdeleli saçlarımı seven çalışkan ellerini yazdım babamın. Kâh beni nasıl üzdüğünü, nasıl kavga ettiğimizi.

Ben büyüdükçe tartışmalarımız sıklaştı, genelde benim politik yönelimlerin üzerineydi kavgalarımız. Haklı olarak endişeliydi, ama ben de nasıl bir yaşam istediğimi, ne olmak istediğimi çok iyi biliyordum. Hem eşitliğe olan inancımı ondan edinmiştim. Yine yazıyordum hem de aynı kırık daktiloyla. Okul gazetesi sevdama kapılıp babamı yazmaya ara verdim uzun süre. Sevdalandım, büyüdüm, onları yazdım. Belki de çocukluğuma ara vermiş büyümenin keyfini sürüyordum artık. Üniversitede şiir, öykü yazmaya başladım. Babam yine geride kalmıştı. Ben büyüdüm o gittikçe yaşlandı. Ama değişmeyen şeyler vardı hayatımızda, hafta sonu eve gideceğim günler otobüsten indiğim yerde beklerdi beni. Çantamı beraber taşırdık yokuş yukarı. Sadece o yokuş boyunca bile tartışacak bir şeyler bulabilirdik. İkimiz de bu konuda yetenekliydik. Erkek çocuğu olmadığı için sanıyorum, hadi güreşelim diye tuttururdu bazen de, kimin gücü kime yeterse, evi talan ediyorduk. Son yıllarında artık gücü kalmamıştı, hastalığı bariz göstermese de kendisini, yorgunluğu güçsüzlüğü bir işaretti. İşaretti ama hiçbirimiz anlayamamıştık. Her zaman sağlıklıydı çünkü sadece miyop gözleri için doktora gittiğini bilirim, onun dışında hastalanıp yattığını hiç görmemiştim. Güçsüzlüğünün fırsatıyla rahatlıkla yenebiliyordum onu, ben onu yere yapıştırdıkça gülmekten iki büklüm oluyordu. Çocuk gibiydi, neşeliydi bir o kadar da asabi.

Harika mekanik daktilomla hayatıma, babama dair çok şey yazdım. Harika mekanik daktilomla acılarıma, aşklarıma, hüzünlerime dair çok şey yazdım. Bir nevi yaşam tanığımdı benim.

En son aynı kırık daktiloyla babama son veda mektubumu yazdım. Mektubumun onunla gömülmesini istedim, dinen caiz olmadığı için kabul etmediler. Ben de evimizin yanına, en sevdiği dut ağacının dibine gömdüm mektubu. Babamın hayatımda kapladığı yeri ancak yokluğunda anlamış olmak çok acıttı canımı. Çok ciddi sandığım tartışmaların, kavgaların bile aslında ne komik olduğunu görmek de öyle. Hastanede her tarafında serumlarla tekerlekli sandalyeyle röntgen, tahlil sağa sola koştururken camdan görünen yeşil alana bakıp "beni evime götür" demişti. Ben de ısrarla iyi olacaksın baba, biraz daha sık dişini demiştim. Öleceğini ve bir gün babasız kalacağımı hiç düşünmemiştim. Temelsiz ev gibi olacağımı da… Issız kalacağımı ve her dedeyle torun gördüğümde gözyaşlarına boğulacağımı da düşünmemiştim.

Babamın beni bırakacağını hiç düşünmemiştim. Onca kavgaya, tartışmaya, küsmeye rağmen hep yanımdaydı. Hele biri bana bir şey yapmaya kalksın bacaklarından tavana asardı onu! hep böyle söylerdi. Sağlam bir kale gibi dimdik hep yanımızda, yöremizdeydi. Küçük köy yerlerinde dedikodu çok olur. Kendime yaşam kurmak için İstanbul’a taşındığımda ardımdan konuşmaya kalkan herkesi “benim kızım kendi başını yere eğecek hiçbir şey yapmaz, söz söyleyenin canını yakarım” cümlesini usturuplu bir küfürle taçlandırıp, herkesi susturacak kadar yanımdaydı. Şimdi fark ediyorum ki ben ona hep güvendim. Bir gün babasız kalacağımı hiç düşünmedim.

Evini son kez göremeden öldü babam. Belki bunun için kendimi hiç affetmeyeceğim. O kırık daktiloyla yazdığım son acı olsun bu dedim ve anneme gelen ilk eskiciye ver dedim. Annem daktilomu eskiciye verip 25 adet mandal almış.  25 adet mandalla veda ettim yaşam tanıklarıma, daktiloma ve babama…

Seçil ALTAN

 

Paylaş
Paylaş Yorumla Yazdır
Tüm Yorumlar
Yorumlar : 13 yorum
emreer esra - 2006/10/01
seçil gözlerim dolu dolu oldu nerelere gittim geldim sayende yüreğine sağlık .
Selin M - 2005/04/07
Sevgili Secil, Ellerine, yuregine saglik. "Çok ciddi sandığım tartışmaların, kavgaların bile aslında ne komik olduğunu görmek de öyle", durup dusunmeme neden oldu. Gercektende cok dogru soylemissin. Yazini gozyaslariyla okudum. Cok guzel ifade etmissin herseyi. Babanin mekani cennet olsun.
Didem Gedikli - 2005/04/07
Tebrik ederim. Çok güzel yazmışsınız. Babamda benim için çok değerli ve özel. Yazdıklarınızda kendimi buldum.


  Doktor Forumları
Biz Bize Forumları
Candan Cana Forumları
Çok Gizli Forumları
Sohbet Odaları


Sitede ara

 

Bebek Kokusu Web Sitesi MediOzon.com - Medicolozon.com Eser Medikal Sağlık Hiz.Tic.Ltd.Şirketi' nin Aile ve Çocuklarımıza hizmetidir.

Bebek Kokusu Sitesinden Uyarı.
Bu sitede yer alan yazıların tümü, bilgi edinmek isteyen ziyaretçiler için hazırlanmıştır. Bu bilgiler, hiç bir zaman hastalık ve diğer sorunlara yönelik teşhis ve tedavi amaçlı olarak kullanılmamalıdır. Yazılar, sadece yazarların bilgilerini, deneyimlerini ve fikirlerini aktarmaktadır. İçeriği başkaları tarafından doğru ve geçerli bulunmayabilir. Sitede yer alan yazı ve resimlerin kopyalanması, her türlü kullanımı ve bilgilerin uygulanması sonucu doğan hukuki, ahlaki, mesleki, sağlık ve yaşamsal sorunlar sadece bu eylemi gerçekleştiren kişilerin sorumluluğundadır. Bunlardan dolayı ortaya çıkabilecek hiç bir sorundan site ve yazarları sorumlu kılınamaz.

Site Kullanım Kuralları, Hukuki Şartlar ve Telif Hakları