Bebek Kokusu.Com; Bebek, Çocuk, Anne, Baba, Sağlık, Hamilelik, Psikoloji, Beslenme, Sağlıklı Yaşam, Çocuk Oyunları ve Daha Bir Çok şey
Anasayfam Yap
Çocuk ve Aile Gelişimi - Biz Gelişirken
 

Paylaş Yorumla

Çocuklarda Temel Ruhsal İhtiyaçlar ve Yarışmak İhtiyacı...

Ebeveyn olmanın bugünün ailelerine getirdiği sorunlarda esas olan çocuklarına bir gelecek hazırlama kaygısıdır. Doğal olarak gelecek...

Günümüzde anne ve babaların başlıca kaygılarından biri, çocuklarını en iyi şekilde yetiştirebilmektir. Dijital teknolojinin yaşamlarımıza hızlı girişine paralel olarak, yaşamın kendisi de akıl almaz biçimde süratlendi. Üstelik yaşam mücadelemizin detayları bizden bir önceki neslin dağarcığında da yoktu. Bu nedenle, bizler onların tecrübe mirasından yoksun kaldık. Geçmiş örneklemelerden uzak bir anne babalık işleyişinin, geleceğe yansımalarının neler olabileceğinin belirsizliği de bugünün anne babalarının kaygılarını arttıran faktörler arasında önemli bir yer edindi.

Günümüz anne babalarının iyi birer ebeveyn olma arzusunu kaygıya dönüştürenler arasında şüphesiz teknolojinin yaşama hızlı girişinden başka etkenler de yok değil. Özellikle ülkemiz genç nüfusundaki artışa paralel olarak ortaya çıkan istihdam açığının çocuklarımızın geleceğini olumsuz olarak etkileyecek boyutta olması bunlardan bir diğeridir. Başka bir deyişle ebeveyn olma kaygısını, ‘ekmeğin aslanın ağzında olma’ gerçeği de arttırmaktadır. Bu gerçek karşısında ebeveynler kayıtsız kalamayarak çocuklarına birer gelecek hazırlama sorumluluğu altında sıkıntı yaşmaktadırlar.

Ebeveyn olmanın bugünün ailelerine getirdiği sorunlar listesi daha da uzatılabilir. Ancak bugün için esas olan çocuklarına bir gelecek hazırlama kaygısıdır. Doğal olarak ‘gelecek’, çocuğun ileride kuracağı yuvayı refah içinde yaşatabileceği maddi olanakları sağlayacak bir meslek sahibi olması anlamındadır. Üniversite mezunu olmak bu yolda atılacak ilk adım olmakta ve aileler maddi manevi güçlerini çocuklarının üniversite mezunu olabilmesi için seferber etmektedirler. Üniversiteye gidiş hazırlığı neredeyse çocuk daha anasınıfına başlarken başlamaktadır. Bu kaygı öyle bir noktaya ulaşmıştır ki; çocukların üniversite sınav soru kitapçıkları ile anasınıfında tanışmalarını talep etme boyutlarına varacak kadar vahim bir hal almıştır.

Çocukların bütün bu gelişmelere tepkisi ise; psikolojik sorunların artması, dikkat yetersizliği ve hiperaktivite olgularında patlama şeklinde olmaktadır. Daha iyi anne baba olmak için yola çıkan ebeveynler, hiç beklemedikleri sorunlar ile baş etme ortak kaderini paylaşır olmuşlardır. Üstelik daha iyi anne baba olmak adına verdikleri çaba dikkate alınırsa bu durumu hiç de hak etmemektedirler.   

Anne ve babaların iyi birer ebeveyn olma arzularını birer kâbusa çeviren faktörler genişletilerek tartışılabilir. Ancak bu yazının konusu sorunları sıralamak değil, çözüm üretmektir.

Şöyle ki: insanın ulaştığı teknolojik gelişmeler ne olursa olsun insanın doğası değişmemektedir. Değişen yaşam koşulları ne olursa olsun, değişen yaşam koşulları ile baş etme çabası mutlaka insanın doğasını dikkate almalıdır. İnsan gerçeğini görmezden gelerek üretilecek her türlü çözüm beraberinde yeni sorunlar getirir.

Nedir insanın doğası?

İnsan yaşamı boyunca çeşitli aşamalardan geçerek, olgunlaşır. Ayrıca, her bir aşama basamağı doya doya yaşanarak kat edilmelidir. Her bir aşamada doyum eksiklikleri, yaşamı süresince kişinin davranışlarını olumsuz yönde etkileyecektir. Yani, bu aşamaların doyuma ulaşarak kazanılması zorunludur. Öyle ki; bunlar insanın temel ruhsal ihtiyaçlarıdır.

Nedir insanın temel ruhsal ihtiyaçları?

İnsanın temel ruhsal ihtiyaçları:

1.       Kendine ve başkasına güvenmek,
2.       Kararlı olmak,
3.       Cinsel kimliğini benimsemek,
4.       Yönetmek,
5.       Başarmak ve
6.       Yarışmaktır.  

Bu özellikler, adeta parmak izi hassasiyetinde insanın kimlik ve kişiliğini belirler. Başka bir deyişle; insan bu yetilerinden her hangi birine sahip olduğu oranda kimlik ve kişiliğini ortaya koyacak davranışlar sergiler. Bu yetilerden herhangi bir ya da birkaçındaki yetersizlik, kişinin davranışlarına yansır. Hatta adeta kendi kontrolünün dışında imiş gibi ortaya çıkan davranışlarını nasıl oluyor da yapıyor olmaktan ya da davranışlarını kontrol edenin nasıl bir güç olduğundan davranışın sahibi bile rahatsızdır. Çünkü davranışlarının altında yatan gizden bihaberdir. İnsan sık sık ‘Neden istediği ya da planladığı gibi değil? de davrandığı gibi davranmakta olduğunu bilemez!’ Adeta gizli bir güç kendisinin davranışlarını kontrol etmektedir. Bu gündelik lisanda ‘Bu onun huyudur!’ ‘Huylu huyundan vazgeçmez!’ şeklinde adeta parmak izi özgünlüğünde kişiye karakter olarak atfedilir durulur. Öte yandan ‘Neden onun huyu olup da diğerlerinin huyu olmadığı?’ konusunda kafa yorulmaz.  

İnsanın kimlik yapısını oluşturan ruhsal ihtiyaçları ile yeterli ebeveyn olma arasında ne gibi bir ilişki vardır? 

Çok önemli bir ilişki vardır. Çünkü insanoğlu temel ruhsal ihtiyaçlarının dama taşlarını doğumdan itibaren ergenlik yaşına kadar yani 12 yaşına kadar kazanır. Bu dönem insanın ailesi ile en yoğun etkileşim içinde olduğu dönemdir. Bir başka deyişle; ailelerin ebeveyn rollerinin en ağırlıklı olduğu dönemdir. Kısacası, ilk 11 yaş kimlik ve kişiliğin temelinin atıldığı en önemli dönemdir ve bu dönemde çocuk esas olarak ailesinin etkisindedir. Üstelik insanoğlunun ruhsal ihtiyaçlarının temellerinin atıldığı kimlik ve kişiliğin ana taslağının kazanıldığı yaşlar oldukça sınırlıdır. Örneğin;   

1.       Başkasına güven;  0–1,5 yaşta,
2.       Kararlılık; 1,5–3 yaşta,
3.       Cinsel kimlik; 3–5 yaşta,
4.       Yönetme; 3–5 yaşta,
5.       Başarma; 6–11 yaşta ve
6.       Yarışma ve kendine güven 6–11 yaşta kazanılır.

Görüldüğü gibi insanın temel ruhsal ihtiyaçlarını kazandığı her bir dönem zaman içinde oldukça sınırlı üstelik kısıtlıdır. Burada altı çizilmesi gereken nokta ise; her bir dönemde insanın farklı özellikleri olan bir canlı olduğunun anlaşılmasıdır. Tıpkı bir kelebeğin, yumurta, larva, krizantem dönemleri olduğu ve her bir başkalaşım döneminde kelebeğin bambaşka özelliklere sahip olması gibi, insanın yaşam evreleri de birbirinden farklılıklar gösterir.

Bir başka deyişle, çocuklar yetişkinlerin havası söndürülerek küçültülmüş halleri değil tamamen farklı özelliklere haiz bambaşka canlılardır. İçinde bulundukları dönemin özellikleri dikkate alınarak çocukların ruhsal ve bedensel gereksinimleri karşılanmalı ve onların temel ruhsal ihtiyaçları konusunda doyuma ulaşmalarında destek olunmalıdır. İyi ebeveyn olmanın püf noktası da işte bu noktada yatar.

İnsanın kimliğini belirleyen ruhsal ihtiyaçları ile yeterli ebeveyn olma arasındaki ilişkiyi örneğin bunlardan YARIŞMA yeteneğini ele alarak tartışalım.

YARIŞMAK İNSANIN TEMEL İHTİYACIDIR!

Yarışma yeteneğinin temeli 6–11 yaşında atılır. Altı – on bir yaş çocuklarının oyunlarına bakıldığında hemen hepsinin birer yarışma temeline oturduğu görülür. Bu yaş çocukları, cinsel kimlik temel öğesini kazanmış, karşı cinse olan merakları büyük ölçüde (şimdilik kaydı ile) azalmıştır. Bu dönem çocukları kız ya da erkek davranışlarını edinmişler, şimdi sırada hem cinsleri arasında kendilerini sınamaya gelmiştir. Yani 6–11 yaş çocuğu artık kendi hem cinsleri arasında yarışarak kendini onlarla kıyaslama dönemindedir. Başka bir bakış açısından cinsel kimliğini pekiştirmektedir. Bu yaşlarda hemcinsler arasında seksüel yaklaşımlar olması normaldir. Kaldı ki hastalık halleri dışında bu dönemde ortaya çıkan aynı cinsler arası seksüel girişimlerde dahi homoseksüel yakınlaşmalar değil, seksüel kimliğin kıyaslaması şeklinde gizli de olsa bir yarış öğesi vardır. Kısacası bu yaş çocuğu, her yönü ile yarışarak bir şekilde kendi yeteneklerini keşfetmektedir. Yarış dürtüsünün anlamı da budur. Yeteneklerini sınayabilmek için de çocuk çevreyi araştırıcı, sorgulayıcı, karıştırıcı ve dağıtıcıdır. İşte bu dönemde ebeveyne düşen, çocuğun yarışma dürtüsünü beslemek, onun sahip olduğu her özelliği ile yarışabilmesinin önü açmaktır.

YARIŞAMAYAN ÇOCUK ÖZ GÜVENİNİ YİTİRİR.

Üniversite hazırlığı telaşı içindeki günümüz ailelerinde, yarış kavramı maalesef sadece akademik yarışı o da sıklıkla Türkçe, matematik, fen bilgisi yarışlarını çağrıştırır olmuştur. Doğal olarak akademik yeteneği sınırlı çocuklar bu yarıştan, daha başında koparlar, Sonuç; öz güven yitimidir. Yarıştan kopanlar sıkılır ve çevrelerine sataşmaya başlarlar. Ya da yarışabilenlere engel olarak durumu kurtarmayı seçerler ve yine çevrelerine sataşırlar. Sıkıntıdan hareketlenen ve arkadaşlarının düzenini bozma eğilimi gösteren bu çocuklar kolaylıkla öğrenme güçlüğü ya da dikkat yetersizliği ve hiperaktivite sorunu olanlar ile birlikte aynı kefeye konurlar.

YARIŞAMAYAN ÇOCUK YA AŞIRI KONTROLLU, YANİ TAKINTILI YA DA İSYANKÂR SERSERİ VE VURDUMDUYMAZ BİR BİREY OLUR.

Oysa 6–11 yaş çocuklarının sahip oldukları tüm değerleri ile yarışabilmelerine olanak sağlanmalıdır. Çocuğun sahip olduklarına, sahip olamayanların vicdani sorumluluğunun çocuğa yüklenmesi gereken dönem bu dönem değildir. O nedenle, ebeveynin çocukta vicdani duyguları zedelemek kaygısı taşımasına gerek yoktur. Çünkü insan vicdani değerlerini 11. yaştan sonra gelen ergenlik döneminde kazanır. Altı – onbir yaş dönemi tam tersine sahip olduklarını acımasızca kullanarak başkaları ile yarışılan bir dönemdir. Bunun çocukta vicdani duyguları örselemek gibi bir sakıncası olmadığı gibi hem kendisi hem de yarışa soyunduğu kendi yaş grubundaki karşısındaki için faydası vardır. Onun sahip olduklarına sahip olmayan aynı yaş grubundaki karşıdaki çocuğun yarış dürtüsünü tetikleyerek onu için de itici bir güç teşkil eder. Doğal olan da doğanın beklediği de budur. Doğa bu dönemde insanoğlunu yarışması için adeta zorlar. Bu bir şekilde yeteneklerini ortaya çıkarabilmesi için insana sunulmuş bir süre, kendi yeteneklerini keşfetmesi için bir fırsat tanımadır. Unutulmamalıdır ki çocuk bizlerin küçültülmüş formları değildir. Ona sunacağımız çözümler bizim mantık süzgecimizden geçmesi gerektiği şekilde değil onun gelişim süreci içindeki gereksinimleri karşılayacak nitelikte olmalıdır.

Burada durup bu yaş çocuklarında alevlenen örneğin marka tutkusu tartışılabilir. Neden kalite bilmez, dayanıklılık bilmez, paradan anlamaz olan bu 6–11 yaş grubu çocukları marka tutkusunda ısrarcı olurlar? O kadar ki söz konusu marka aile bütçesini aşıyor ise çocuk bunu da anlamakta zorlanır. Bunun özünde; tamamen bu yaş çocuğunun yarışma dürtüsü yatar. Ebeveyne düşen bu dürtüyü dikkate alarak hareket etmektir. Bütçesinin ermediğini alamamayı çocukla tartışmak yerine daha buna fırsat vermeden çocuğun sahip olduğu her nesne ile yarışabiliyor olmasını teşvik etmektir. Bu saça iliştirilmiş bir toka, eteğe tutturulmuş bir kurdele, biriktirilmiş ‘taso’ olabilir. Oysa izlenen aile tavrı ‘Bu boş şeylerle uğraşacağına ders çalış!’ olmaktadır.

Çocuklara iyi bir gelecek hazırlarken tek hedefe kilitlenme hatasından uzaklaşılmalıdır. Daha da önemlisi, gelecek hazırlama kaygısı doğanın gereksinimlerinden uzaklaşmak boyutundan çıkarılmalıdır. İyi ebeveyn olmak çocuğun doğasını anlamaktan geçer. Çocukların ısrarla sürdürdükleri davranışları yok saymak ya da daha kötüsü yok etmeye çalışmak yanlıştır.

Bu Güneş’in bir sabah da Batı’dan doğmasını beklemeye,  Su’yun akış yönünü değiştirmeye benzer. Güneş Doğu’dan doğmaya, Su yolunda akmaya devam edecektir. Önemli olan, davranışların nedenlerinin keşfedilerek, doğanın özünü değiştirmek yerine, doğanın gereksinimlerini yerine koyarak hareket etmektir.

Dr Sabiha PAKTUNA KESKİN
Pediatrist, pediatrik nörolog
Uluslararası Tıp
Çocuk Beyin Hastalıkları

Paylaş
Paylaş Yorumla Yazdır
Tüm Yorumlar
Yorumlar : 2 yorum
gülizar - 2007/10/25
ben bişi merak ediyorum klebeklerin yaşaama aşamaları nasıldır?soumu cvblarsanız sevinirim
gülfem - 2007/06/19
başkasına güveni doğumundan 1.5 yaşına kadar neler yaparak sağlayabiliriz bebeklerde. merak ettim.sorumu yanıtlarsanız çok sevinirim.şimdiden teşekkürler.


  Doktor Forumları
Biz Bize Forumları
Candan Cana Forumları
Çok Gizli Forumları
Sohbet Odaları


Sitede ara

 

Bebek Kokusu Web Sitesi MediOzon.com - Medicolozon.com Eser Medikal Sağlık Hiz.Tic.Ltd.Şirketi' nin Aile ve Çocuklarımıza hizmetidir.

Bebek Kokusu Sitesinden Uyarı.
Bu sitede yer alan yazıların tümü, bilgi edinmek isteyen ziyaretçiler için hazırlanmıştır. Bu bilgiler, hiç bir zaman hastalık ve diğer sorunlara yönelik teşhis ve tedavi amaçlı olarak kullanılmamalıdır. Yazılar, sadece yazarların bilgilerini, deneyimlerini ve fikirlerini aktarmaktadır. İçeriği başkaları tarafından doğru ve geçerli bulunmayabilir. Sitede yer alan yazı ve resimlerin kopyalanması, her türlü kullanımı ve bilgilerin uygulanması sonucu doğan hukuki, ahlaki, mesleki, sağlık ve yaşamsal sorunlar sadece bu eylemi gerçekleştiren kişilerin sorumluluğundadır. Bunlardan dolayı ortaya çıkabilecek hiç bir sorundan site ve yazarları sorumlu kılınamaz.

Site Kullanım Kuralları, Hukuki Şartlar ve Telif Hakları