Bebek Kokusu.Com; Bebek, Çocuk, Anne, Baba, Sağlık, Hamilelik, Psikoloji, Beslenme, Sağlıklı Yaşam, Çocuk Oyunları ve Daha Bir Çok şey
Anasayfam Yap
Çocuk ve Aile Gelişimi - Biz Gelişirken
 

Paylaş Yorumla

Bellek: Hatırlamanın ve Unutmanın Mekanı

Pencerenizden dışarı şöyle bir bakın. Pencereden dışarı baktığımızda, gördüğümüz manzarayı anında kaydederiz


Onu unutmak, aklımdan çıkartmak için uğraşırken, nasıl oldu da unutulmaz hale getirdim? Ya da, ötekini hep aklımda tutayım, hiç unutmayayım diye çabalarken, nasıl oldu da, bırakın adını sanını, yüzünü bile hatırlayamaz oldum?


Unutmak isteyip de aklımızdan atamadıklarımızı da, hiç aklımızdan çıkmasın diye belleğimize bir tür silinmez mürekkep ile kaydettiklerimizi de, beynimizde aynı kutucuklara yerleştirmiş olabiliriz. Her iki durum da, beynimizde aynı mekanizmaların az çalışması ya da fazla çalışmamasına bağlı olarak ortaya çıkar.

 
Bellek, hatırlamanın ve unutmanın yuvasıdır. Karşımıza çıkan her şey, duyduğumuz, gördüğümüz, kokladığımız her şey, beynimize, hiç olmazsa, bir süre için şöyle bir uğrar. Bazen, uğradığı gibi çıkar gider. Bazen de, nasıl girdiğine bağlı olarak, yerleşir.


Pencerenizden dışarı şöyle bir bakın. Pencereden dışarı baktığımızda, gördüğümüz manzarayı anında kaydederiz. Manzaranın aklımızda kalması ise, daha fazla işlem gerektirecektir. Bellek, bazı özellikleri olan şeyleri kaydetmeyi “tercih edebilir”:  heyecan vereni, değişik ya da yeni olanı, strese sokanı, korkutanı.... “Kayıt önceliği” getiren bu kuvvetli duyguları yaşatan her olay, özellikle stres zamanlarında artan vücut salgılarının etkisi aracılığıyla, beyin üzerindeki uyarıcı etkilerini güçlendirirler.  Kalıcılık yolundaki mekanizmaların ilk başında, uyarılan sinir hücrelerinin arasında bir bağlantı oluşması gelmektedir.


Bellek, beyin hücreleri arasındaki bağlantılardır.
Bir hücrede oluşan elektriksel değişikliğin diğer hücreye aktarımını sağlayan “sinaps” (iki hücreyi buluşturan bir tür kavşak diye düşünebilirsiniz) iki hücrenin beraberliğinin aracısı olabilir. Beyin hücrelerinin Aynı anda uyarıldıklarında hücrelerin aralarında oluşan bağlantı, uyarılma tekrarladıkça kalıcılık kazanır. İki hücre arasındaki kalıcı bağ, uyaran (olay, görüntü, ses gibi) tekrarlandıkça kuvvetlenir. Beynimizde her uyaranla öyle bir ya da iki hücre değil, binlerce hücrenin hareketlendiğini biliyoruz.


Bağlantılar: ses, söz, görüntü....
Pencereden dışarı baktığımızda gördüğümüz manzaranın iz bırakma olasılığını arttıracak neler var? Manzaranın kendi özellikleri kadar, dışarı bakarkenki ruh halimiz, içinde olduğumuz ortam, duyduğumuz sesler, burnumuza gelen kokular.... Ertesi sabah aynı manzaraya baktığımızda, bir gün önceki sesler o gün orada olmasa bile, baktığımızda gördüğümüz görüntünün çağrıştırması ile aklımıza kolayca gelebilirler. Bir gün önce duyduğumuz sesi (çalan müzik, o sırada yaptığımız bir konuşma vs) hatırlarız. Bir gün önce beraber uyarılmış olan iki hücre grubu (ses ile ve görüntü ile), uyaranlardan sadece bir tanesi ile karşılaşsalar bile, örneğin bir vapur sesi duysalar, bir grup hücre aktifleşince, diğeri de (manzarada vapur sesinin eşlikçisi olan görüntü, Boğaz boyunca ilerleyen çingene vapurunun görüntülerini barındıran hücre grupları) ona katılıverir. Bir melodi duyduğumuzda  hatırladığımız marka, bir yüzü gördüğümüzde kişinin isminin aklımıza gelivermesi (belki sesini duyduğumuzda ismini hatırlayamasak da...) benzer olaylardan bir kaçıdır.

 
Unutulmazlar. Unutulmazlık kazanabilen uyaranlar, en çok iki sebeple kolayca hatırlanabilirler: hatırlanacak şeyin çok önemli, çok eşsiz, yoğun dikkat gerektiren niteliklerde olması.... Veya, sunumu sırasında, birden çok ipucu ile (ses, müzik, söz...) kaydedilmesi.

Bir toplantıdayız. Sizi benimle tanıştırdılar; ben adımı söyledim; siz kendinizi tanıttınız. Yanımdaki de adını söyledi (diyelim ki, “Bill Clinton” ! Olamaz mı? ). İki olasılık var; Bill Clinton ile tanışmışlığınızı unutma olasılığınıza “sıfır” diyelim; çünkü, belki yüzünü gördüğünüz andan itibaren, dikkatiniz o anda algılanabilecek ne varsa, kaydetmeye başlayacaktır. Bill Clinton’ın ne giydiğinden, ne söylediğine kadar... Heyecan veren, etkileyici her şey gibi kaydedilmekte zorlanmayacaktır. Ben ise, ya arada gürültüye gideceğim, ve beni bir daha gördüğünüzde, “hiç olmamış gibi” olacağım. Ya da, Bill Clinton’ın yanındaki adam olarak (başbakan’ın yanında kenardan olsun gözükme sevdası boşuna değilJ) belleğinizde yer edeceğim. Heyecan veren durumla bağlantılı olarak.. Ne zaman benden haber alsanız, beyninizdeki Clinton kayıtlarını tutmuş hücrelerinizi de canlandıracağım için, Clinton efektinden yararlanarak, hatırlanacağım.


Stresin her türlüsü.
Değişiklik anlamı taşıyan, mutlu ya da mutsuz her iki anlamda da stres yaratan, tehlike ya da sevinç duygusu doğuran her durum, ya o ana ve ilişkili nesnelere ebedi bir unutulmazlık kazandırır; ya da, o anı (bir sebeple) unutabilmek için çok derinlere gömersiniz. Anı kaydedilir, ama, hatırlanmaz. Gömüldüğü yerden sinyallerini vermeye devam eder. Nereden geldiğini bile anlamadığımız, neden öyle olduğunu bilemediğimiz hislerimiz, davranışlarımız hayatımızı kaplayıverir.

 
Belleğin yeri neresi? Bellek, beyinde tek bir bölge ve alana sınırlanamayacak derecede çapraşık bir işlevler bütünüdür. Örneğin, hatırlamalarımızın önemli bölümünün otomatik olmasını sağlayan sistem, gündelik hareketlerimizi nasıl yaptığımızı bir kez başlangıçta kaydeden ve o kayıtlara göre her gün tekrar uygulayan, fazla da “akıllı” olmayan bir sistemdir.


Hareketler unutulmaz.
Bisiklete binmeyi her binişimizde, arada uzun süreler geçse bile, sanki dün bisikletin tepesinden inmişizcesine bisikleti hareket ettirebilmemiz, hareket belleğimizin mükemmeliyeti sayesindedir. Aynı mükemmeliyet, kayıtların sıkı tutulması, yürüyüşümüz tarzımızı bile değiştirebilmeyi, neredeyse, imkansızlaştırır. Belleğin en silinmez yanları, yüzümüzde, duruşumuzda, oturuş kalkışımızda, bazen şivemizde kendini belli eder.


Söz unutulur. Bazen.
Hayatımızın bugüne kadar yaşanmış kısmının, silinmez ve değiştirilemez yanlarını hareketlerimizde görebiliriz. Söze dökülen kısım, geçmişi nasıl hatırladığımız, hangi yanlarını öne çıkarttığımız, hangi yanlarını unutmaya ve unutturmaya çalıştığımız ise, biraz daha bize bağlıdır. Daha bir kontrol edebiliriz. Başkalarıyla paylaşılmış olanlar, örneğin söylediğimiz bir söz, sadece bizim değil, o sözü duyanın da belleğindedir. Biz unutsak, o unutmaz.


Belleğin binbir çeşidi.
Belleğin binbir çeşidini oluşturabiliriz. Kısa dönemli, bir süre için öğrendiklerimiz. Az önceki toplantıda tanışmıştık sizinle ya, ben de adımı söylemiştim. Siz de bana adınızı söylediniz. Siz Bill Clinton’a dalmışken, ben de sizin adınızı unutmamak için içimden tekrarlamaya başladım. Üstüste 10 kere tekrarlasam bile, 10 dakika içinde unutma şansım yüksektir. Hele sizden sonra bambaşka bir çok isimi aklıma kaydetmeye çalıştıysam... Onlardan bir tanesini sizinkinden daha da iyi hatırlayabilirim bile; sizinkini hatırlamam için, belki üstüste değil de, yaklaşık 10-12 dakikalık aralarla tekrarlarsam daha iyi olabilir. Çok uzun olmayan (1 saatten kısa) aralıklarla tekrarlamak, ardarda bombardıman etmeye göre daha etkili olabilir.


Markalar hatırlanır ama nasıl
. Markaların hatırlanırlığına yönelik çıkarımlarda bulunan okurlar vardır mutlaka. Unutulmaz bir marka olmak için unutulmaktansa, rezil bile olmayı göze almak gerekebilir. Rezil olmak, mahcup olmak... Bu duygular, bir çok diğer trajik durum gibi, sonradan hatırlanınca, düşünüldüğü kadar olumsuz hatırlanmaz, hatta komik ya da mutluluk verici olarak da görülebilir. Bir durumun hangi duyguyla kaydedildiği, hatırlandığındaki duygu ile aynı olmayabilir. Örnek mi? Erkeklerin askerlik anıları, askerde yaşadıklarından daha tatlı olsa gerek ki, ne zaman bir söz açılsa, herkesin anlatacak bir komikliği vardır. Dışarıdan dinleyenler anının neresinin komik olduğunu düşünedursunlar, anlayan anlar...

Geçmişin duygu puanı. Geçmişin duygusunun nasıl hatırlandığını hesaplayabiliriz. Duygunun en yoğun olduğu noktadaki “puan” ile olayın bitişinde hissedilen duygu “puan”ını toplayıp ikiye bölerseniz, o olaydan hatırlanan duygu puanı ortaya çıkar. Bu acı ya da tatlı için pek farketmiyor. Yaşananlardan tatlı bir anı bırakabilmek için, en yoğun andaki duyguyu kontrol edemesek bile, en sondakini kontrol edebiliriz. Madem öyle, sizi daha fazla sıkıp da, tadınızı daha fazla kaçırmadan, yazıyı tadında bitirirsem, yazının duygusal anısı “tatlı” olabilir.

Prof.Dr.Yankı Yazgan
www.yankiyazgan.com

Paylaş
Paylaş Yorumla Yazdır
Tüm Yorumlar
Yorumlar : 2 yorum
Nihal - 2007/06/06
Yankı Yazgan'ın yazılarında nedense ben hep içli, duygusal bir hava seziyorum. Şiir gibi. Diline sağlık hocam ne diyeyim.
aysu75 - 2007/01/26
bu günlerde kendimi düşünüyordum.Sebebini bulamadığım korkularım endişelerim hayatımı çok etkiledi.ve hala etkiliyor.size çok teşekkür ediyorum.yazınız şu 32 yıllık hayatımda dönüm noktalarının acısını ve bugünkü kararlarımın nedenlerinide bana acıkladı.kariyerimi yarıda bırakıp çocuklarıma kendim bakıyorum.(ama rüyalarımda -ünvrsteyi bitirdiğim halde-sınavları başaramadığımı görüyorum)anlıyacağınız bu kaos benimle...yaşayıp gidiyor.


  Doktor Forumları
Biz Bize Forumları
Candan Cana Forumları
Çok Gizli Forumları
Sohbet Odaları


Sitede ara

 

Bebek Kokusu Web Sitesi MediOzon.com - Medicolozon.com Eser Medikal Sağlık Hiz.Tic.Ltd.Şirketi' nin Aile ve Çocuklarımıza hizmetidir.

Bebek Kokusu Sitesinden Uyarı.
Bu sitede yer alan yazıların tümü, bilgi edinmek isteyen ziyaretçiler için hazırlanmıştır. Bu bilgiler, hiç bir zaman hastalık ve diğer sorunlara yönelik teşhis ve tedavi amaçlı olarak kullanılmamalıdır. Yazılar, sadece yazarların bilgilerini, deneyimlerini ve fikirlerini aktarmaktadır. İçeriği başkaları tarafından doğru ve geçerli bulunmayabilir. Sitede yer alan yazı ve resimlerin kopyalanması, her türlü kullanımı ve bilgilerin uygulanması sonucu doğan hukuki, ahlaki, mesleki, sağlık ve yaşamsal sorunlar sadece bu eylemi gerçekleştiren kişilerin sorumluluğundadır. Bunlardan dolayı ortaya çıkabilecek hiç bir sorundan site ve yazarları sorumlu kılınamaz.

Site Kullanım Kuralları, Hukuki Şartlar ve Telif Hakları