Bebek Kokusu.Com; Bebek, Çocuk, Anne, Baba, Sağlık, Hamilelik, Psikoloji, Beslenme, Sağlıklı Yaşam, Çocuk Oyunları ve Daha Bir Çok şey
Anasayfam Yap
Çocuk ve Aile Gelişimi - Biz Gelişirken
 

Paylaş Yorumla

Mutluluğun Bir Standardı Var mı?

Mutluluk ve tatmin kardeş hisler, kavramlardır. Tatmin deyince genellikle iki tip tatmin akla geliyor; birisi temel ihtiyaçların karşılanmasıyla ilgili

İnsan nasıl mutlu hissediyor? Mutluluğun bir standardı var mı?

Bu konuda çok değişik perspektifler taşıyan insanlar kafa yoruyor, belki de binlerce yıldır... Değişik kişilerden birçok farklı görüş duyabilirsiniz. Çünkü bu soruyu cevaplamak için gereken bilgi ve deneyim alanı, sadece psikolojinin ve psikiyatrinin değil, felsefenin, edebiyatın ve birçok başka alanın da ilgi konusudur. Ama son zamanlarda yapılan bilimsel çalışmalar şunu söylüyor; mutluluk genellikle o anda hissedilen bir şeyden ziyade sonradan hatırlanan bir durum. Birçok kişi mutlu olduğu anda aslında mutlu olduğunun farkında değil, yeterince kuvvetle hissetmiyor. Mutluluk bu yüzden daha retrospektif (geriye bakışımlı) bir his. Ve o yüzden özlem, nostalji gibi duygularla oldukça karışıyor. Bunun en güzel örneği Türkiye’de birçok kişi yatılı okulda okuduğu zamanlarda yaşadığı sıkıntılı geçen bir dönemi ileriki yıllarda büyük mutlulukla, hatta özlemle hatırlar. Başka bir örnek; askerlik hizmeti. Askerliği yaparken çok ızdırap çektiğini ifade eden erkeklerin hemen hepsi bir araya geldiklerinde mutluluk duydukları bir dönem olarak askerlikten bahsederler. Hatta başka bir şey konuşmaz.

Tehlike çanları ne zaman çalmaya başlar, yani ruh ne zaman hastalanır?

Mutluluk ve tatmin kardeş hisler, kavramlardır. Tatmin deyince genellikle iki tip tatmin akla geliyor; birisi temel ihtiyaçların karşılanmasıyla ilgili. İkincisi ise, ihtiyaç olmayan bir takım durumların başarılması, gerçekleşmesi ile ilgili. Karın doyurmak, cinsel aktivite, uyumak gibi çok temel işlevlerin karşılanması ile elde edilen tatminin ötesinde, zorluklarla mücadele sonucunda tatmin gerçekleşiyorsa, bunun sağladığı mutluluk, çok daha kalıcı ve günlük hayata daha pozitif etkili oluyor.

Bazen insanlar ruhsal hastalıkla, ruhsal sıkıntıyı ya da zorlanmayı birbirine karıştırıyorlar. Zorlanma, aslında bir hastalıktan ziyade, içinden geçilen hemen her sürecin doğal bir parçası. Belki bunda, Popüler Psikoloji’nin mutluluğu çok yüceltip, sıkıntı ve acı çekmeyi kaçınılması, uzak durulması gereken bir durum olarak tanımlamasının da etkisi olabilir. Çünkü sıkıntı olmadan mutluluk söz konusu değildir. Mutluluk, ancak karşıtıyla beraber bir anlam taşır. Mutluluk, ancak insanların negatif olarak tanımlanan duygulardan öğreneceklerini tam öğrendiklerinde gerçekleşiyor.

Bunu biraz açabilir misiniz?

Acı çekme ve sıkıntı çekme, mutluluğa giden yolun taşlarından bir tanesi. O yüzden sıkıntısız mutluluk aslında yok. Günümüzde mutluluk gayreti, yani sıkıntıya katlanmadan hemen mutlu olma beklentisi, mutlu olma olasılığını daha da aşağı çekiyor. Örneğin beyin çalışmalarına baktığımızda insanların mutlu olarak tanımlandığı dönemler, ‘gülelim eğlenelim, lay lay lom’ durumundan, ziyade bayağı ciddi sıkıntı çekilen zamanlar. Melodramlardaki zengin ya da meşhur karakterlerin, basit ve sıradan yaşamlarındaki mutluluğa hasret duymaları, sadece film icabı olmuyor...

Mutluluk, çok karmaşık bir duygu; sadece kendini çok iyi hissetme haline sınırlı değil. İngilizce’de “Feel Good” diye bir kavram var. Feel Good psikolojisi, yani kendini dolduruşa getirme, gaz verme ile mutlu hissetmeye çalışma, iyi hissettirmeyen her şeyden kaçınma... İnsanların mutsuzluklarını aşmak için bu tür yapay mutluluk enjeksiyonlarını arzu ettiklerini görüyoruz. Ki bu, mutsuzluğu derinleştirmekten başka bir işe yaramaz.

İnsan ruh sağlığını korumak için neler yapabilir? Bir mutluluk reçetesi verebilir misiniz?

Yoksul ülkelerde mutsuzluğun daha fazla olduğunu düşünmeye meyilliyizdir. Ama mutsuzluk, çok da, yoksullukla ilgili değildir. Daha ziyade, bireyin ve toplumun hayata bakış açısıyla ilgilidir. Ayrıca, mutluluk ve mutsuzluğun, temel ihtiyaçların daha iyi karşılandığı toplumlarda bir sorun haline geldiğini, uygarlığın artışıyla ‘tatmin olamama’ sorununun ortaya çıktığını görüyoruz.

Freud’a bakarsanız temel ihtiyaçları karşılandıktan sonra insanı mutlu eden şeyler, çalışmak ve sevmektir.İkisi de, bir bakıma, üretici faaliyetlerin günümüz dilindeki ifadeleridir. Sevmediğinizde hasta oluyorsunuz. Tabii ki, hastalık derken şizofreni ya da manik-depresyonu kastetmiyorum. Ruhunuzu iyi hissetmiyorsunuz. Bir şeyi sevmek, bir şeye kuvvetle bağlanmak, bir şeyi arzu etmek mutluluğu sağlamak için bir gerekliliktir. Bu bazen bir başka insan, bazen bir ideal, bazen bir hobi olabilir. Ama sevgiyle bağlandığınız bir şey olması, bebeklikten itibaren duyulan temel bir arzu ve dürtüdür.

Çalışmak; çalışmaktan kastedilen ortaya bir ürün çıkartmak, bir şey ortaya koymak... Çalışmak, çok tatmin edici bir süreçtir. Bugün modern toplumdaki çalışma bazı açılardan 16. yüzyıldaki çalışma kadar tatmin edici olmayabilir. O yüzden, mutluluk günümüzde belki daha da zor elde ediliyor. Bundan 100-200 yıl önce 13-14 yaşındaki bir genç, ormandan odun kesip, onları bahçesine yığdığında yaptığı işin sonucunu daha kolay görüyordu. el emeğinden, entelektüel emeğe geçiş, ürünün ortaya çıkışını, görünürlüğünü zorlaştırdı. Yaptığınız işin neye hizmet ettiğini, oluşumuna katkıda bulunduğunuz ürünün son halini görmek gitgide zorlaşıyor. Birçok insan ortaya koyduğu gayretin sonucunu göremiyor. insanoğlu, o kadar uzun süre beklemeye yatkın bir yapıya sahip değil. Üstelik, günümüzde insanların emeklerinin karşılığını almaları için beklemeleri gereken zaman uzamış durumda.

Artık beklemek hayatın bir parçası, ama o ölçüde de, aceleciyiz. Beklemeye tahammülümüz yok. Günümüzün çelişkilerinden bir tanesi de bu; zamanla ilişkimiz konusunda büyük bir çelişki var; daha çok bekleyebilmemiz gerekiyor, biz giderek daha az bekleyebiliyoruz. Ve bu, mutlu olmayı zorlaştıran temel faktörlerden bir tanesi.

İnsan beyni neredeyse son 30 bin yıldır hemen hemen minimum değişiklik geçirdi. Dolayısıyla neredeyse 30 bin yıl öncesinin koşullarına göre oluşmuş bir ekipmanla bugün yaşamaya çalışıyoruz. Beklemek ya da sabırla ilgili parametreler 100 yıl öncesine göre bile müthiş değişmiş olduğu halde, biz 30 bin yıllık bir enstrümanla zamanın akışı ile başa çıkmaya çalışıyoruz.

İnsan beyninin en iyi özelliklerinden bir tanesi içinde olduğu koşulların değişimine ayak uydurma potansiyeli taşımasıdır. Ama, yine de, zaman modernleşti, hızlandı, diğer yandan alt yapımız o kadar modern değil. İşte bu çelişki bizi zorluyor. Hayatın sürati başımızı döndürdüğü için hayatı giderek daha da fazla, kontrol etmeye gayret ediyoruz. Ama o gayretimiz bazen aşırıya kaçıyor ve tatmin olmamızı zorlaştırıyor. Bir süre sonra hiç bir şey bizi tatmin etmemeye başlıyor.

Uyku bozuklukları, depresyon, intihar oranları, uyuşturucu madde bağımlılığı. Teknoloji insanı yalnızlaştırıyor diyebilir miyiz?

Binlerce yıldır insanların gün gelip aklını kaybedebildiğini, melankolinin varolduğunu biliyoruz.. Dolayısıyla her sorunu modern zamana yüklemek de doğru olmaz. Örneğin depresyonu, hayatla başa çıkamadığımız durumlarda bireyin bir anlamda kendini koruma mekanizması gibi de, düşünebilirsiniz. Yani organizma, yükü taşıyamayacak olduğunun sinyalini depresyon aracılığıyla veriyor. Hatta, kendinizi toparlamanız için iyi bir şans, diyebiliriz. O yüzden, depresyon sadece iyileştirilmesi gereken bir hastalık değil, aynı zamanda size farklı bir şekilde yaşamanız gerektiğinin sinyalini veren bir koruma mekanizmasıdır.

Bazı bilim adamları ‘tek eşli yaşam insan ömrünü uzatıyor’ deyip evliliği destekleyen açıklamalar yapmaya başladı. Fakat Avrupa’da çözülmüş olan aile kavramı Türkiye’de de yavaş yavaş çözülmeye başladı. Boşanma oranları artmakta. Nedeni ne olabilir?

Bu kadar iyi olan bir sistem niye ve nasıl oluyor da, dağılıyor, değil mi? Aile dünyadaki en eski kurumlardan bir tanesi. Kan bağı ile oluşmuş ilişkilerin ortadan kalkmasının imkansız olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla, aile kavramı da, aile kurumu da ortadan kalkmayacaktır.. Diğer yandan, bu ilişki sisteminin yeni koşullara ayak uydurması gerekiyor. Mesafelerin artması ve yaşanan göçler; ülkeden ülkeye göçler, ailelerde çözülmeleri kolaylaştırıyor. Ama bugünkü göçlerin bundan 500 yıl önceki göçler gibi olmadığını da biliyoruz. Eskiden çok travmatik ve zorlayıcı etkiler bırakan, parçalanmalara neden olan göçler, günümüzde iletişim olanaklarının gelişmesiyle artık daha az yıkıcı. Özetle, ben “ailedeki çözülme” kavramının geçici olduğunu düşünüyorum. Aile, elbette 17. yüzyıldaki gibi olmayacak; ama varlığını hep sürdürecek. Yok olmayacak.

Biraz Türk insanını masaya yatıralım:Avrupa’da insanların birbirleriyle daha az ilgilendiğini gözlemliyoruz. Bizim toplumumuzda herkes herkesin özel hayatı da dahil her şeyiyle ilgili ve merak içinde… Neden böyle bir farklılık var?

Bu değişik açılardan değerlendirilebilir. Sosyal, kültürel, coğrafi koşulların etkilerinden bahsetmek mümkün. Mesela Kuzey - Güney ayrımı yapılabilir. Türkiye’nin iklimi evin dışarısında, sokakta yaşamaya müsait bir iklim. Mesela ben İzmirliyim, İzmir’de büyüdüyseniz, kapının önüne iskemle atıp yoldan geçenleri seyretmek gayet doğaldır. Çünkü herkes dışarıdadır ve herkes birbirini görür. Bu, açık hava kültürü olan toplumların hayatıdır..

Tabii, bazı toplumlar yaşadığı coğrafyayı seçiyor. Türkler, göçmen oldukları için bir çok yerin içinden bu coğrafyayı “seçmiş” olduklarını varsayabileceğimiz bir toplumdur. Bu sebeple kendi evimiz dışındaki, dışarıdaki insanlarla iletişimin kolay olduğu, rahat alanları arayan bir yanımız olduğu düşünülebilir.

Türklerle ilgili bir karakterizasyon yaptığımızda; duyguları fazlasıyla ortada, biraz sabırsız ve aceleci, kızgın, gergin ama aynı zamanda, utangaç ve sıkılgan olduklarını söyleyebiliriz. Tabii, bunların derin açıklamasını, hele kökenlerini ortaya koyabilecek biçimde, yapacak bilgiye sahip değiliz. Ama bilinen bir şey o ki; bireylerin olsun, toplumsal grupların olsun, davranış özelliklerinde kaynakların azlığı çokluğu da çok önemli bir etken. Mesela bu, insanları daha aceleci yapabiliyor. Türklere özgü saydığımız davranış özellikleri, sıkıntılı ve zor zamanlarda, Türkiye’den daha batıda olan ülkelerin insanlarında da görülüyor.

Bugün Türklere özgü saydığımız özellikler: meraklılık, sabırsızlık, birçok kişinin tahmin ettiğinin tersine, mükemmeliyetçilik... Türkler çok mükemmeliyetçi oldukları halde çok mükemmel sayılmazlar. Çünkü, mükemmelin bir eksiğine razı olmadıkları için, işi, hiç yapmamaya meyillidirler. Bu dışardan bakıldığında, kimilerince, tembellik olarak yorumlanabilir. Birçok kişinin birçok şeyi düzgün yapmaması ya da hiç yapmaması, eksiğe tahammülsüzlükten kaynaklanır. Bir milli karakter “mantrası” bulmamız gerekirse benim önerim: Ya hep, ya hiç.

Kuralların mükemmel işlediği ülkelerde, Türkler o kuralların en sadık izleyicisidir. Türklerin kavgacı olduğu iddia edilir, ama bazı Batı ülkelerinde yaşanan toplumsal isyanlarda, Türklerin yer almadığını görürüz. Eğer o toplumda adaletin, kuralların iyi uygulandığını düşünüyorsa Türkler, problem çıkaran bir toplum değildir. Tatsızlık çıkmasından hoşlanmazlar. O yüzden meseleleri mümkün olduğunca geçiştirmeye, idare etmeye eğilimlidirler. Bu tatsızlık çıkarmazlar, anlamına gelmiyor tabii; tatsızlık çıkarmamayı tercih ederler, mümkünse...

Oldukça pragmatik oldukları düşünülür; bence doğrudur. Bu yüzden içinde oldukları topluma hızla uyum sağlayabilirler. Bu özellikle Avrupa ülkelerinde izole gruplar halinde yaşayan Türklerin durumuna pek uymuyor gibi gözükse de, uyum yeteneğinin kendisini göstermesine fırsat vermeyen yerel koşullar, durumun bir başka açıklaması olabilir.

Çok temel özelliklerinden bir tanesi de, kırılganlık, yani “hassasiyet”. Türkler kökenlerinin getirdiği alışkanlıklar açısından göçebe bir toplumdur. Göç eden toplumlar, hareketliliklerinin bir sonucu olarak, değişik şekillerde ve kolayca travmatize olurlar. Travmatize olma olasılıkları yükselir. Travma açıklaması ulusların ve halkların hayatlarını ve davranışlarını açıklamak için sıkça kullanılan bir kavram oldu; ben kendi kastımı açıklayayım: Travmatik durumlarla karşılaşanların hayatları kesintiye uğrar, karşılaştıkları tehlikeler hayatı, kimliği bitirebilir ya da parçalayabilir cinstendir Travmalara defalarca maruz kalma kendimizi tehlikede hissetmeyi kolaylaştırır. Mesela, karşınızdakinin kritik edici sözünü, kolayca “aşağılayıcı” olarak algılar ve reaksiyonunuzu ona göre verirsiniz. Türklerin kolay incinebilen yapısını göz önüne alarak onlarla iletişim kurmaya çalışan biri için Türklerden daha iyi bir dost, daha iyi bir müttefik bulunamaz. Özellikle son birkaç yüzyılda oldukça karmaşık tarihsel dönem içinden geçmiş bir ülkenin toplumu açısından bu kırılgan yapının anlayışla karşılanması gerekir. Kırılgan yapının dönüştürülebilmesi, onarılabilmesi için buna gereksinim var. Ama kırılganlığın sırtından geçinen siyasi akımlar bu kırılganlığı muhafaza etmeyi, toplumu ileriye dönüştürme hedefini güden akımlar ise, bu kırılganlığa tepeden bakmayı tercih eder gözüküyorlar.

Televizyonda görünme ve şöhret olma hırsını analiz eder misiniz?

Bunu, yine zamanla ilişkimizde aceleciliğin hakim ton olmasıyla açıklayabiliriz. Çok zaman kazandırıcı bir yöntem bu. Televizyon yoluyla şöhret olma, başka yollardan şöhret olmaktan daha kolay ve hızlı.

Peki, hangi amaç için?

Amaç, var olduğunuzu hissetmek ve hissettirmek. Varlığımızı hissetmek için başkalarının görmesine ihtiyacımız var. Bu oldukça çocuksu bir istektir. Tabii çocukluk döneminde bu duygunun yeterince karşılanmadığı toplumsal kesimlerde ya da bireylerde, görünme arzusunun daha fazla olduğunu görüyoruz. Türkiye, çocukların çok sevildiği bir ülke, ama çocuklar bunu ne kadar hissediyorlar bu pek belli değil.

Modern zaman, eski zamana göre çok daha hızlı geçiyor. Dolayısıyla, zamanımız kısıtlı Bu sebeple kısa zamanda köşeyi dönmek, şöhret olmak, zengin olmak çok arzu ediliyor, hem de sıkıntı çekmeksizin olan cinsten. Fakat, bu, ne yazık ki mutluluk beklentisini karşılamıyor Piyangodan 1 milyon dolar kazanmak gibi sıkıntısız kazanım, mutlu edici değil... parayla saadet olmaz, klişeden öte bir gerçeklik gibi..

Prof.Dr. Yankı Yazgan
www.yankiyazgan.com

Paylaş
Paylaş Yorumla Yazdır
Tüm Yorumlar
Yorumlar : 1 yorum
gulden kuzu - 2007/11/20
konu güzel anlatılış şeklıde ama daha kısa olmalı uzun sıkıyor


  Doktor Forumları
Biz Bize Forumları
Candan Cana Forumları
Çok Gizli Forumları
Sohbet Odaları


Sitede ara

 

Bebek Kokusu Web Sitesi MediOzon.com - Medicolozon.com Eser Medikal Sağlık Hiz.Tic.Ltd.Şirketi' nin Aile ve Çocuklarımıza hizmetidir.

Bebek Kokusu Sitesinden Uyarı.
Bu sitede yer alan yazıların tümü, bilgi edinmek isteyen ziyaretçiler için hazırlanmıştır. Bu bilgiler, hiç bir zaman hastalık ve diğer sorunlara yönelik teşhis ve tedavi amaçlı olarak kullanılmamalıdır. Yazılar, sadece yazarların bilgilerini, deneyimlerini ve fikirlerini aktarmaktadır. İçeriği başkaları tarafından doğru ve geçerli bulunmayabilir. Sitede yer alan yazı ve resimlerin kopyalanması, her türlü kullanımı ve bilgilerin uygulanması sonucu doğan hukuki, ahlaki, mesleki, sağlık ve yaşamsal sorunlar sadece bu eylemi gerçekleştiren kişilerin sorumluluğundadır. Bunlardan dolayı ortaya çıkabilecek hiç bir sorundan site ve yazarları sorumlu kılınamaz.

Site Kullanım Kuralları, Hukuki Şartlar ve Telif Hakları