Kayınvalide - Gelin Çatışması

10093997.jpg
 10178960.jpg
 

'İnsan neden davrandığı gibi davranır?' konulu yazıma bir örnek olarak güncel medyatik bir olayı vermek istiyorum;

Kayınvalide - Gelin Çatışması :  

Kayınvalide - gelin çatışması evrensel bir çatışmadır. Altında doğal dürtüler yatar. Doğal dürtülerin varlığı tartışılamaz, eleştirilemez çünkü dürtüler canlının devamlılığını sağlamak üzere genetik olarak kodlanmışlardır. Dürtülerin anlamı çözüldüğünde esasen eleştiriye da gerek kalmaz çünkü sağduyu kendiliğinden gelir ve sorun kalmaz.

Şöyle ki;  Anneler erkek çocuklarını kız çocuklarından daha fazla korur ve kollar. Bu 'feminist' bakış açısından bakarak 'bu erkekleri başımıza bela edenler yine biz kadınlarız. Onları sarıp sarmalayıp kollayıp büyütüyoruz...' yorumları ile eleştirilecek basit bir konu değildir. Annenin erkek çocuğunu kız çocuğundan daha fazla korumaya iten bir dürtüdür. Bu farede de tavşanda da diğer çift eşeyli üreyen tüm canlılarda da böyledir.

Anne erkek çocuğunu neden kız çocuğundan daha fazla kollar?
Her canlının bebeğinin anneden ayrılmaması gereken bir başka deyişle anneye görünmez ancak kuvvetli bağlarla bağlandığı bir dönem vardır. Bu bebeğin oksijen, yiyecek ve su gibi yaşamın devamı için gerekli temel bedensel ihtiyaçlarını karşılayabileceği olgunluğa ulaşabilmesi için geçmesi gereken süredir.

Doğal olarak her canlı türü için türe özgün belli bir süredir. İnsan yavrusu için bu süre 3 yaştır. Yani insan yavrusu 3 yaşına kadar annesine görünmez ancak çok güçlü bağlarla bağlidir. Bu süre içinde anneden ayrılmak bebekte kalıcı beyin hasarı yapacak ciddiyettedir.

Bu hasar erkek çocuk beyninde kız çocuklara oranla daha ciddi sorun oluşturmaktadır. Bu gerçeği doğrulayan çeşitli hayvan çalışmaları vardır. Uzun süreli insan takiplerinde de kişinin ileriki yaşlarında davranım, iletim, güven, kararlılık sorunları yaşadığı saptanmıştır.  (Burada 3 yaşından önce bebeğinden ayrılmak durumunda kalan, çalışma hayatına atılan annelere de önemli öğütlerimizin olduğunu hatırlatırım!) 

Sonuç olarak anne genetik olarak erkek çocuğunun hassas olduğunu alt bilincinde taşır ve onu kız çocuğundan daha fazla kollar.  Annenin çocuklarını kollaması hayat boyu sürer. Çünkü çocukları onu geleceğe taşıyacak olan genetik yapıya sahiptir. Genlerin geleceğe aktarılma dürtüsü de tüm canlılarda öğrenilememe riskine bırakılmayarak genlere kodlanmış bir dürtüdür. Genlerini geleceğe taşıyamayanlar yok olurlar.

Oğlunu kollama dürtüsü altındaki anne işte bu nedenle damadına başka oğluna başka kaynanalık yapar. 

Gelin cephesine gelince:
G
elin yaşamının yakınlaşma dönemindedir. Bu dönemde eş seçme yuva kurma ve üreme dürtüleri ile hareket etmektedir. Bunları sağlaması için 'insan neden davrandığı gibi davranır?' başlıklı yazımda bahsettiğim bir gerilim içindedir. Bu gerilim onun bu dürtüsünün itici gücüdür. Bu gerilim yeterince hissedilemezse yakınlaşma döneminin gerektirdiği üreme eylemi de ortaya çıkmaz dolayısı ile genlerin bir sonraki jenerasyona aktarılması işlemlerine start verilemez.

Gelin ve kaynana her ikisi de genlerini bir sonraki nesle aktarma savaşı yani gerilimi içindedirler. Kaynana ölümüne kadar oğlunu tüm olası tehlikelerden ki gelinin en küçük ve normal hallerde olumlu bile sayılabilecek her davranışı kaynana tarafından bir tehlike olarak algılanabilir.

Olaya bu açıdan bakıldığında sorun yıkıcı olmadan çözülebilir.

Şöyle ki, gelinin oğul için tehlike sinyali olabilecek tüm davranışlardan kaçınması olayı yıkıcı boyuttan aşağıya çekebilir. Bu kaynananın her dediğinin yapılması ve kişilik yitirilmesi boyun eğilmesi anlamında yorumlanabilir. Aslında sağlam kişilik soruna gerçekçi çözümler üretmekte yatar. Karşısındakinin her dediğine boyun eğmek düz mantık çıkarımından alınır taşlar yerine oturtulursa gün olur kişinin kimlik ve kişiliğine zenginlik getirir.

Her zaman söylüyor ve yazıyorum. Bir çocuk doktoru, Çocuk Nöropsikiyatrisine emek vermiş bir Çocuk Nöroloğu ve ayrıca davranışbilim eğitimi almış biri olarak çocukları çalıştığım eğitimim beni kendime ve yetişkinlere ulaştırdı. Ben çocukları çalıştığımı sanarken meğerse kendimi yani biz yetişkinleri çalışıyor muşum!

Yukarıda saydığım tüm bilimler yetişkinin ergenlik dönemi öncesinde şekillendiğini ergenlik dâhil daha sonraki tecrübelerin etkisinin çocukluktaki kadar insan kimlik ve kişilinde etkili olmadığını dikte ediyorlar.

İşte bu nedenle ben çocuğa geniş bir spektrumdan bakmaya çalışırken yolumun biz yetişkinlere -kaynana - gelin - ilişkisi hakkında söz söyleyebilme noktasına kadar varabileceğini sanmamıştım.

Çocuk yetiştirmek bir insani inşa etmektir. Önemli  ancak bilinçli olunursa çok kolay bir sanattır.

Sevgi ve Saygılarımla,
Doç.Dr. Sabiha Paktuna Keskin
Pediatrist, Pediatrik Nörolog


BebekKokusu
http://www.bebekkokusu.com/